PARİS’İN DÖNÜŞÜMÜ
HAUSSMANN
(1852-1868)

Prof. Michel Carmona’nın Haussmann adlı kitabından çeviren ve özetleyen.

Prof. Dr. MURAT AYKAÇ ERGİNÖZ

 

HAUSSMANN ve PARİS kitabının yazarı

 

Prof.Michel CARMONA

GİRİŞ

III.Napolyon, , Hotel de Ville’e (Belediye Başkanlığı’na) 1853 senesinde, kendini daha önce özellikle Bordeaux Valiliği makamında kanıtlamış ve ismi ileride Paris’i güzelleştirme çalışmalarının sembolü haline gelecek olan yetenekli bir yönetici atar. Haussmann, imparatorun kendisine devrettiği bu muazzam misyonu, on beş yıllık bir çalışma süresi sonunda başarıya ulaşır. Misyonu, kargaşa içindeki başkenti şık ve düzenli bir metropole dönüştürülmekten ibarettir. Haussmann dizginleri eline almıştır. Paris’te onlarca şantiye açılmıştır. Binlerce bina yıkılmakta, kenarlarından burjuvaların binalarının yükseldikleri geniş bulvar açılmakta, valilik binaları, tiyatrolar, kiliseler, parklar inşa edilmekte, su ve gaz şebekeleri yerleştirilmekteydi. Enerjik, otoriter ve istikrarlı bir yapısı olan Haussmann, Paşa lâkabıyla anılmaktaydı. Bazıları onu işçilerle, fakirleri şehirden kovmakla suçlarlar. Fakat Haussmanncılık, Fransa’nın diğer şehirlerine de yayılarak bir ekol haline gelmiştir.

Haussmann, Paris’i muhteşem bir şehir haline getirmek istiyordu ve bu gayesine ulaştı. Bir hayali gerçeği dönüştürmüş olan eseri Paris bugün dünyanın en güzel kenti unvanını korumaktadır.

Haussmann'ın karikatürleri

 

Haussmann, İmparator ve eşi ile L'opera binasının şantiyesinde.

HAUSSMAN VE PARİS’İN DÖNÜŞÜMÜ

FRANSA NE KADAR DA GÜÇLÜ NE KADAR DA ZENGİN OLURDU İYİ YÖNETİLSE VE EN ÖNEMLİSİ İYİ İDARE EDİLEBİLSEYDİ...
Haussmann

I) III.Louis-Napoleon tahta çıktığı zaman (1852-1868) yıllardır aklına koyduğu bir hedefi gerçekleştirmek istiyordu. Paris’i imparatorluğun olağanüstü bir şehri yapmak, bunun için de kendisine sadık, kendisini anlayan, düşüncelerini destekleyen ve onun izinden gitmeyi her zaman hazırlıklı bir belediye başkanını bulmak istiyordu.

Georges Haussmann 27 Mart 1808’de Paris’te o zamanlar kenar mahallesi Ronle adıyla bilinen Etoile’in yakınlarındaki Beanjon sokağında bir otelde dünyaya geldi. Haussmann Belediye Başkanı olduğunda kendi ismini taşıyan bulvarı inşa etmek için doğduğu evi yıktıracaktır. Haussmann’la Louis-Napoleon Banoparte’ın doğum tarihlerinin arasında sadece bir yıllık fark vardır. Halbuki on altı yıl boyunca aynı amaca hizmet edecek olan bu iki adam birbirlerine hiç ama hiç benzemezler.

Haussmann girişken ve verimli bir aileden gelmektedir. Köken olarak Almanlara dayanır. Altı nesildir Fransız vatandaşı olan Alman kökenli bir ailedir.

II) BÜTÜN SORUNLARIN BİRARAYA GELDİĞİ ŞEHİR, PARİS
BAŞKENTİN ÇILGINCA GELİŞİMİ

Fransa’nın sorunlarından bahsederken karşımıza her zaman başkent çıkıyor. Paris her şeyden önce Fransa’nın kalkınmasına kılavuzluk eden bir mittir. Siyasi iktidarın merkezi oluşu dolayısıyla ekonomik ve askeri güçlerin kalbinin attığı Paris şehri, ülkenin birincil piyasası yani ülke genelindeki en faal endüstriyel bölge halini almıştı. Parisli olmanın getirdiği üstünlük “Parisianisme” kavramı çok yeni bir tabir değildi. Fransa’nın diğer şehirlerinden çok daha hızlı bir şekilde gelişen Paris, hayallerin süslediği bir şehir olmuştu. İnsanlar Paris’e servet edinmeye ya da taşrada bulunmayan özgürlüğün kollarında bedenen ve ruhen kendinden geçmenin tadına varmak için giderdi. Ahlâkçıların yozlaşmadan bahsettiği modern Paris, taşra ile Paris arasındaki denge nasıl kurulabilirdi? Paris’in boğulması nasıl engellenebilirdi?

Paris Fransa’yı yutuyordu. Her şeyi yutan, sindiren bu doyumsuz başkent Fransa’ya, vücuduna oranla fazla büyük bir başı olan bir insan görünümü veriyordu. Paris’in aşırılığı Fransa’ya olduğu kadar kendine de fazla geliyordu. Paris’te büyük bir yıkım yaşanmamıştı. Şehir durmaksızın restore ediliyor, boş alanlarının hızla doldurulduğuna tanık oluyordu. İyi niyetli bir plan bile böylesine heybetli bir canavarın karşısında umutsuzluğa kapılıyordu.

DUVARLAR
Paris’i anlayabilmek için Paris’in etrafı duvarlarla çevrili bir şehir olduğunu anımsamak gerekir. Bugün bile Paris’in bu özelliğinin pek değiştiği söylenemez. III. yüzyılda gerçekleşen Barbar işgalinden sonra etrafı surlarla çevrildi. Fakat şehrin sınırları durmaksızın genişlemişti. Boş araziler, tarlalar gittikçe azalmış, bunların üzerlerine evler inşa edilmişti. Sain-Antolne, Temple, Sain-Martin, Saint-Denis, Monthmarte ve Sain-Honore sokaklarının girişlerinde güvenlik kapıları vardı.

III.Napolyon ile Haussmann XVIII. yüzyılın sonlarına doğru hazırladıkları Paris’in restorasyon planındaki çalışmalar öncelikle sur içindeki Paris’in merkezi muhitlerinde başlatılacaktı. Kenar mahallelere evlerin inşa edilmesi yasaklanmıştı. Ancak başkentin durmak bilmeyen büyüyüşünü hiçbir şey durduramaz. Kenar mahallere getirilen imar yasağı hiçbir işe yaramaz. Şık mahallelerle diğer mahallelerin arasındaki fark gittikçe belirginleşmekteydi. Ama henüz kesin bir ayırımdan söz etmek mümkün değildi. XV. ve XVI. Louis dönemlerinde Paris’te yaşayan farklı sosyal sınıflar yan yana değil ama üst üste bulunmaktaydılar.

Dönemin binalarının giriş katlarında butikler bulunuyor, birinci katlarında asilzadeler ya da zengin burjuvalar, ikinci katlarında tüccarlar ya da zanaatkârlar, üçüncü katlarında işçiler, dördüncü katta ise Paris’e yeni gelmiş olan ve sabit bir işleri bulunmayan taşralılar kalıyordu.

Paris’in durmak bilmeyen büyüyüşünün çilesini herkes çekmekteydi. Voltaire 1749’da “Paris’te krallıklar satın alınmasına yetecek kadar birikimi bulunmakta. Her gün şehrimizde neyin eksik olduğunu görüyor ve söylenmekle yetiniyoruz. On yıldan kısa bir süre içinde Paris’i bir dünya harikasına dönüştürebiliriz. Böylece Paris, milli gururumuz, her sanat dalının ilham kaynağı, yabancıları Avrupa’nın bir ucundan kendine çeken ve devleti fakirleştirmektense zenginleştiren bir şehir olur. Yönetimdekilerin, Avrupa’nın en varlıklı başkenti daha rahat ve daha hoş bir hale sokmalarının zamanı gelmiştir. diye yazmıştır.

III- GÖZ KAMAŞTIRICI VE SEFİL BİRPARİS birlikteydi.
ŞEHRİ DEĞİŞTİRMEK

Bazıları gerçek dışı, bazılarıyla insanı şaşırtacak denli modern olan sayısız proje Paris’i yenilemeyi amaçlamaktadır. Yenileme kelimesi moda olmuştur ve birçok kişi can çekişen Paris’in içinde bulunduğu açmazlardan kurtulduğunu görmeyi arzulamaktadır.

1830 ile 1840’lı yıllarının Parislileri yenilenme ve değişimi konularından sık sık söz etmektedirler. Baştakiler, uzmanlar, ekonomistler, yazarlar Balzac bile bu konulardan bahsetmekteydiler.

Paris’in hiçbir sorunu dönemin Parislilerinin gözünden kaçmamaktaydı. Fakat çoğunluğun olduğu ve hayallerin gerçeği dönüştürülmesi için gerekli olan orkestra şefi mevcut değildi.

IV-PARİS’İN DEĞİŞİMİ
(1849-1853)

Haussmann Seine Valisi olduğu dönemde “Haussmann’ın büyük çalışmaları sık sık bahsedilen bir konu olmuştur. Maceraperest ve hayalci bir yapıya sahip olan Louis-Napoleon’u büyük fikir ve arzulara tutkundu. Kalkınma yanlısıydı ve yaratıcı fikirlerin insanlığın gelişmesinde önemli bir rol oynadıklarına inanıyordu.

İşlevsel ve iyi organize edilmiş bir şehir yaşamı ahlâki değerlerin üzerinde de olumlu bir etki yaratacaktı. Eski Paris’in bitap bir vaziyette olan sokaklarının yeniden inşa edilmesi halkın orta ve özellikle de alt tabakasındakilerin ruhlarını ferahlatacaktı. Haussmann’ın anılarında Paris’in baş psikopozu kardinal Morlot’un kendisini kutlayışını iftihar ederek aktarmaktadır. “Girişimleriniz, misyonlarımı destekleyen bir tutum içerisindeler. Yoksul halkın yaşam şartlarını yükselterek ve alışkanlıklarını değiştirerek dolaylı bir şekilde ahlâki sefalete karşı bir mücadele vermiş oluyorsunuz. Geniş, düzgün ve aydınlık sokaklarda insanlar dar, eğri büğrü ve karanlık sokaklardaki tavırlarını sergilemiyorlar. Yoksulun barkına, ışığı, temiz havayı, suyu getirmekle, yalnızca sağlığı sokmuş olmuyor aynı zamanda da bu kişilerin kendilerine çeki düzen verip temizliklerine önem göstermeleri için onları yüreklendirmiş oluyorsunuz.”

Haussmann başarılarını tek başına yapmamıştır. Her zaman kendisine destek veren kişinin hükümdarı Louis-Napoleon Bonaparte’dır.

Binaları kamulaştırıp, geniş caddeler ve sokaklar açıyordu. Binaları kamulaştırmak için özel bir mülkiyet kanunu çıkarılmıştı.

PARİS’İN PLANI

Haussmann’ı asıl şaşırtan şey Paris’in genel bir haritasının bulunmayışından çok mevcut haritaların hepsinin Paris’in farklı farklı kısımlarını ele alıyor oluşları ve bu planların hiçbirinde topografyaya ait özelliklerin bulunmayışıydı. Başka türlü söyleyecek olursak o ana kadar Paris’te yürütülen çalışmalar sağlıklı sonuçlara şans eseri ulaşabilmişlerdi. Paris şehri genelinde detaylı topografyaya ait değerlerin çıkartılacağı bir çalışmanın yürütülmesinin gerekliliği belirmişti.

RİVOLİ SOKAĞI

Tiksindirici banalar ve pislikten geçilmeyen daracık sokaklardan oluşan iğrenç bir mahalle başlıyordu. Çöp yığınlarından tepeler oluşmuştu.

Balzac şöyle yazmıştır: Louvre bütün endamıyla karşımdaki şu pisliği yok edin diye haykırıyor (1836). Haussmann bu mahalleyi tamamen imha etti.

ETOILE

Paris’in merkezindeki geniş ve ağaçlarla donatılmış olan Champs-Elysees Caddesinin oldukça gösterişsiz bir görünümü vardı.

BOULOGNE KORUSU

Şehrin üretim kapasitesini arttıran yol yapımlarının yanı sıra insanları fiziksel ve ruhsal anlamda rahatlatabilecek ve yaşam kalitesini arttıran yeşil alanların yaygınlaşmasını da istemekteydi. Bu şekilde doğdu. Hükümet Paris dışında kalan arsaları yeşil alan yapmak şartıyla Belediyeye bağışladı.

Ana caddelerinin açılımı

 

Louvre vaziyet planı

 

Haller mahallesi

HAUSSMANN İSTANBUL’DA

Haussmann tecrübesi ve maliye konusundaki yetenekleri sayesinde 3 Eylül 1871’de Cre’dit Mobilier Bankasının başına geçmişti. Bankanın sahibi Pereiler’in uzun süredir Osmanlı ile samimi ilişkiler içerisinde bulunmuşlardı. 1870 yılının Haziran ayında, Perecler’den İstanbul’da yanan 4000 binalık bir mahalleyi onarmaları istenilmişti. Haussmann tam da bu işin adamıydı. Haussmann 1873’te Osmanlı Sultanının davetlisi olarak İstanbul’a geldi. İstanbul’da 4 ay kalan Haussmann. Osmanlı İmparatorluğunun “Mali ve Kamu İşleri Şirketi”ni kurdu. Ama yerel idari metotlar Haussmann’ı zorlamış, hukuki istikrarın şüpheli olması onu rahatsız etmişti ve en önemlisi İstanbul’da yeteri kadar para bulunmamaktaydı. Haussmann ülkesine geri döndü. Kısa bir süre sonra Credit Mobileer’den istifa etti.

HAUSSMANİZASYON

Fransızlar yüz elli yıldır Haussmann’dan söz ederler. Uluslar arası kamuoyu için olduğu kadar Fransızlar için de büyük çaplı çalışmaların altında Haussmann’ın imzası bulunmaktadır.

Suçlayıcı iddiaların ileri sürüldüğü ve polemiklerin egemen olduğu bir ortamda ortaya kamusallaştırma faaliyetlerinin aşırıya kaçtığını ima eden, körü körüne yıkımlar, fakirlerin sürülmesi, Haussmannlaştırmak Haussmanizasyon gibi kavramlar çıkmıştır.

Zaman bazı kişilerin düşüncelerini değiştirmemişti. Bu kişiler halâ Haussmann’ı Paris’i yakıp yıkan modern çağın Neron’u olarak görmekteydi. Diğerleri ise Haussmann’ın keskin bir öngörüye sahip olduğunu ve bu sayede Paris’in muazzam bir değişime uğrayarak zenginlikler ve kutlamalara sahne olan hijyenik bir şehir haline geldiğini düşünmektedirler. Haussmann’ı Neron’a benzetenler, şehrin yağmalandığını, demokrasinin hiçe sayıldığını ima ederlerken diğerleri coşkuyla her şeyi Haussmann’ın yarattığını ve şehirciliğin ancak bir imparatorun sultası altında kalkınabileceğini iddia etmekteydiler. Aslına bakılırsa bu tartışma göründüğü kadar akademik boyutlu bir tartışma değildir.

17 yıl boyunca III.Napolyon ve Haussmann birlikteliğinin arzulu ve istikrarlı bir şekilde Paris’e hükmettiğini gördük. Arzu her şeyden önce asıl III. Napolyon’dan taşmaktaydı.

· Hidrolik kanalizasyon projesi
· Kaldırımlar
· Işıklandırma
· Açılan cadde ve yollar
· Değişime (Dönüşüme) uğrayan mahalleler. Bu gibi büyük çaplı çalışmaların ikinci özelliği de sürekliliğiydi.

Çalışmalar için düzenli bir program yapılmış, çalışmalar için harcanan para hesaplarda harcanacağı öngörülen miktarı bir hayli aşmıştı. Birkaç istisna dışında çalışmalar harfi harfine plan ve programa riayet ederek sürmekteydiler.

Yıllar geçtikçe bu çalışmaların muazzam ahengi gözler önüne serilmekteydi. Böylelikle büyük Paris gün geçtikçe modern görümüne kavuşmaktaydı.

Böylesine devasa bir eser yaratabilmek için her şeyden önce idari birtakım gereçlere ihtiyaç duyulmaktaydı. Kısacası Haussmann’ın en hatırı sayılır yetkileri bulunmaktaydı. Büyük çapta çalışmaların bürokratik engellere takılmadan günbegün ilerliyor oluşu Haussmann’ın hukuki yapıyı çok iyi tanıması sayesinde gerçekleşmekteydi. İyi pazarlık etmek gibi bir yeteneği olan işini bilen kurnaz bir kişiydi.

HAUSSMANN’IN ŞEHİRCİLİK SİYASETİNİN PRENSİPLERİ

Kusursuz bir organizasyon ve teknikle desteklenen ve yeterli maddi kaynaklara sahip olan Paris’in değişim çalışmaları birkaç prensibe uyum sağlayarak ilerlemişti. Bu politika herşeyden önce şehircilik adına daha sayılan bu prensibi kentine temel almıştır.

1- Yeni açılan her yolun yaya ve taşıt trafiğini kolaylaştırması şart koşulmaktaydı. Fakat yolun ulaşımı sağlamak dışında da bazı sorumlulukları bulunmaktaydı. Yolun aynı zamanda ulaşımını sağladığı bölgenin havadarlığını ve aydınlığını da temin etmesi beklenmekteydi. Yol boyunca ekilen ve bölge havasını temizleyen ağaçları Haussmann, köprü ve yollar odasının mühendislerinin rutubeti artmasına neden oluyorlar demelerine karşın azimle müdafaa etmişti.

2- Yollar sayesinde genişleyerek ferahlayan bölgelerdeki yağmur ve atık suların tahliyesi de kolaylaşıyordu. Her yolun altında bir kanalizasyon şebekesi bulunması yeni inşa edilen binaların da kolayca sisteme dahil olmalarını sağlıyordu.

3- Kaldırımlardan ışıldayan lambalar Paris’in aydınlık yönünü simgeliyor, gece hayatını aydınlatıyor ve Parislilerin gece anlayışını değiştiriyordu. Şehir sakinlerinin rahatı için yollarda ayrıca banklar, çeşmeler ve fıskiyeli süs havuzları gibi aksesuarlar da bulunmaktaydı.

4- Bir diğer taraftan yollar şehirciliğin doludizgin geliştiğini göstermekteydi. Haussmann daha ziyade kamu bina çalışmaları haricinde kamu alanlarıyla ve şehrin boş arazileriyle ilgilenmekteydi. Parislilerin özel arazileri onu pek ilgilendirmemekteydi. İnşa izin yasasıyla kamu alanıyla özel alanın arasındaki sınır belirtilmekteydi.

5- Hizalama bilindiği üzere çok eski bir hukuki prensibe dayanmaktadır. İlk inşa yasası eski rejim zamanından kalmaktadır. Haussmannca şehirciliğin yürüttüğü cephe çalışmaları çoğu kez binaların üzerini örten bir perde niteliğindedir. Ağaçlarla süslü geniş caddeleriyle, neredeyse aynı cephelere sahip binalarıyla Haussmann Paris’i şekillenmiştir.

XVIII. YÜZYIL PARİS EVİ

18.yüzyılda Paris’te en yaygın olan ev tipi altı metre uzunluğundaki bir cepheye kırk metreye varabilen genişlikteki bir alan üzerine inşa edilen evlerdi.

Paris’in binaları 2 ya da 3 katlı basılı yapılardır. Paris evleri gelenekselleşmiş bir yapıya sahiptiler. Bu evlerin zemin katları zanaatkârların işlerini icra edebilecekleri, atölyelerini işletebilecekleri şekilde inşa edilirlerdi. Zemin katın üstünde butik, mağaza, ya da atölye sahiplerinin aileleriyle kaldıkları bir kat bulunurdu. Birinci kat asıl kat sayılırdı. Binanın üstünde bulunan bir ya da iki kat, kiremitlerle döşeli bir damla örtülürdü. Binanın çatı katı kiler olarak ya da şehir nüfusunda bir patlama yaşandığında alt tabakaya kiralanan bir oda olarak değerlendirilirdi.

Yoğun göç dalgası karşısında Paris’in binalarını yükseltmek dışında bir seçeneği kalmamıştı. 1784 kararnamesinde, Paris evi, zemin kat, giriş kat, asıl kat ve orta katın üstünde 45 derece eğimli ve üzerinde pencereleri bulunan bir çatı bulunmaktadır. Dört katlı bir yapının yüksekliği 17-54 metredir. Yapının çatısı da hesaba katıldığında toplam yükseklik 22.41 metreye varmaktadır.

17.34 metreye bir zemin ve dört normal kat sığdırmakla yetinilecektir. Ancak sonuç yeni konunun kurnazca yorumlanması sayesinde çatının yerine beşinci kat çıkarılmaya başlanacaktı. Yapı ustaları binanın 6 metre yerine daha geniş bir alan üzerine inşa edilmesinin işleri kolaylaştıracağını fark etmişlerdi. XVII. yüzyıldan beri evler genişlemekteydiler. Bu genişleme eğilimi XVIII. yüzyılın sonunda iyice hızlanmış binanın yola bakan cephesinin uzunluğu iki katına çıkarılmıştı. Böylece Paris evleri genişlemiş ve aynı zamanda da yükselerek apartman dairesi biçimini almaya başlamışlardı.

HAUSSMAN TARZI BİNALAR

1840’lara değin Paris’te inşa edilmeye başlanan binalardır. Haussmanizasyon dendiğinde aklımıza eski mahallere yeni yeni yollar açılması gelir. Şehir resmen kesilip biçiliyordur. Bu şehircilik anlayışının şehircilik tarihinde bir dönemi simgelediğini kolaylıkla söyleyebiliriz. Haussmann şehircilik politikasının başarılı olmasını garantilemek için istimlak şartlarını ev sahiplerinin avantajına çevirmişti. Tazminatlar hızlı ve iyi bir şekilde veriliyordu.

Parisli mal sahipleri kamulaştırma kavramını zengin olmak olarak algılıyordu. Mal sahipleri binaları kamulaştırılmamış olmasını talihsizlik olarak görüyordu. Kiracılar ise hırpalanmaktaydılar.

Paris’te ev ya da kulübe bulmanın imkanı yoktu, etraf saray gibi binalarda donatılmıştı. İşçiler şehir dışındaki bölgelere yerleştiler. Yurt dışına yayılmadan önce Haussmanizasyon Fransa’nın diğer şehirlerine sıçramıştı.

Haussmann Parislilerin kendisine taktığı Haussmann Paşa lâkabını gerçekten hak etmekte miydi? Şüphesiz, Haussmann Paris’in şaşalı görkemini sevmekteydi. Kolay paraya aç olan bir toplumun içinde bulunan Haussmann sık sık hırsızlıkla, rüşvetçilikle suçlanmıştı ne var ki ölümünden sonra Haussmann’ın ardında büyük bir servet kalmamıştı. Devlete karşı olan sorumluluk ve görevlerini kesinlikle aksatmayan Haussmann, eleştirilen karşısında yılmaksızın mücadele vererek III.Napoleon’un programını tamamlamayı başarmıştı. Ortaçağ Paris’ini modern bir şehir haline dönüştürmek için bileği kuvvetli bir adama ihtiyaç vardı. Haussmann’ın yıkıcı bir imajının oluşması pek de şaşırtıcı değildi; Haussmann on binlerce Parislinin evlerini terk etmesine ve yüz binlerce Parislinin ise taşınmasına neden olmuştu. Otoriter, etkin ve imparator yanlısı olan Haussmann için her şeyden önemlisi düzendi. Gerçekten de çok az insan bir şehrin ruhunu bu denli yüceltebilmiştir.

 

Paris Yeni Ticaret Odası inşaatı.

Nation Meydanı tacı inşaatı. (1858)

 

Rivoli sokağının yıkım çalışmaları

Roma sokağının yıkımı (1865)

 

Saint - Victor sokağının dönüşümü

Morris Kolonları çalışması.(Concord Meydanı düzenlemesi)

 

Paris Borsa binası

Etoile meydanının düzenlenmesi.

 

Uluslararası sergi fuarı. (1867)

PARİS ŞEHRİNİN ETKİSİ

Paris şehrinin alanı, XIX yüzyılda 1842 ve 1845 yılları arasında kral Louis-Philippe tarafından belirlenen askeri alanın yadigârıdır. 1860 yılı Ocak ayının birinde, bir kararnameyle Paris’in eski sınırları surların dışına çıkılarak belirlenmiştir. Günümüz Paris sınırları en son o dönemde genişletilmiştir, bu dönem boyunca komşu bucakların katılımıyla nüfus sayısında ve faaliyetlerde bir artış gerçekleşmiştir.

Bugün surlar yok olmuştur, 1920’li yıllarda yıkılmıştır, fakat Paris’in fiziksel sınırı merkezi bulvarlar ve kenar bulvarlarıyla halen belirgin durumdadır.

100 km2’yi kaplayan Paris şehri alanında (bu alanın % 20’sini Boulogne koruluğu ve Vincennes koruluğu kaplamaktadır) günümüzde 2.120.000 nüfus yaşamaktadır. İkinci dünya savaşından kısa bir süre önce ve 1950’li yılların başlarında bu sayı 3.000.000’u bulmaktaydı. Lojmanların yenilenmesiyle, büro hanlarının genişlemesiyle, çevrebilimci anlayışların etkisiyle, o günden bu yana Paris nüfusunda sürekli bir azalma gözlenmektedir. Oysa Paris genişlemeye devam etmiştir, fakat kendini “sur içlerinde” sınırlamak yerine “sur dışlarında” komşu bucakların kentleşmesiyle geliştirmiştir. Paris sürekli genişleyen bir banliyö çemberiyle çevrilerek, zamanla kentsel bir bölge meydana getirmiştir, yüzölçümü yaklaşık 12.000 km2’yi bulan İle-de-France’un dörtte üçü ekili alan, orman ve boş alanlardan oluşmaktadır.

Paris’in taşrada sürekli genişlemesinin etkisi nedir? Uzun bir zaman etki olumsuzdu ve Paris (banliyösüyle) Paris ve Fransız Çölü olayından sorumlu tutuluyordu (Coğrafyacı Jean-François Gravier’in 1948 yılı başlarında yayımlanan eserinin başlığı; Paris ve bölgesi Fransa’nın geri kalan kısmından bir çeşit haraç almakla suçlanıyordu. Fakat 70’li yılların ortalarından itibaren, Paris ve İle-de-France bölgesinin nüfus sayısı bakımından ve ekonomik yönden ulusal gelişime paralel veya daha ağır bir tempoyla geliştiği gözlenmiştir.

Tabii ki Paris ulusal platformda daima politik gücün merkezi konumundadır; devletin resmi kuruluşlarının önemli sayıda olmalarından dolayı, başkentteki kamu sektöründe en az 336.500 çalışan bulunmaktadır. Paris ayrıca büyük Fransız işletmelerinin genel merkezlerini de içinde barındırmaktadır. Bu nedenle, Paris şehri ülkenin politik ve ekonomik alanlarında etkili ve söz sahibidir. Bir başkentten de beklenen budur; faiz oranlarını düşüren veya yükselten maddi komutlar Paris’ten çıkmaktadır, vergilerle ilgili kararlar Paris’te verilmektedir, daha çok veya daha az, yatırımlarla veya tam tersine sanayi alanındaki yeni yapılanmalarla ilgili kararlar Paris’ten çıkmaktadır.

Ayrıca Paris iş imkanı sağlamaktadır: son yirmi yıl içinde 200.000 adet; yok olmaya yüz tutan bu işlerin bir kısmı taşradaki bölgelerde yeniden kurulmaktadır; bu bölgelerin, işlerin zekâ ve stratejik güçlerinin Paris’te yer alırken, üretim görevlerinin kendilerine verildiğinden dolayı şikayetçi oldukları doğrudur.

Paris ayrıca, Fransa’nın ücra köşelerine, taşraya yerleşmeden önce bu ülkenin yönetim, finans ve ekonomik sisteminin kurallarını öğrenmek için gelen yabancı yatırımcılara ev sahipliği de yapmaktadır; başkentten geçiş, onların bir fidan gibi yeni ortama alışmalarını sağlamaktadır. Birkaç yıl içinde ülkenin giriş kapısı konumuna gelen Paris, Fransa’nın adeta vitrini gibidir.

Paris ayrıca, milyonlarca turist için de Fransa’ya giriş kapısıdır, her yıl 36 milyon turist başkente ulaşmaktadır. Bunların bir kısmı yollarını Louvre şatolarına, Lourdes’a, Province’e veya Bourgogne ya da Bordelais şaraplarına kadar uzatmaktadırlar. Yirmi yıldan bu yana, tüm dünyada bir kongre merkezi olarak kabul edilen Paris, tüm uluslardan gelen yüzlerce kongre üyelerine Fransa’nın ilk vizyonunu sunmaktadır.

Paris, başkenti kuşatan İle-de-France bölgesi alanında etkili ve bir o kadar da hassas bir rol oynamaktadır. Bölgelerde, Paris’in hiçbir katkısı olmadan irili ufaklı şehirler meydana gelmiştir. Bunun aksine İle-de-France bölgesi öncelikle Paris tarafından meydana getirilmiştir. Nitekim günümüzde, İle-de-France halen Paris’e sıkı sıkıya bağlı olsa da, Fransa’nın sadece % 2’sini kaplayan bu bölgesel alan başkentinin üzerindeki etkisinin önemini gösteren bir ağırlık kazanmıştır.

Ayrıca Paris’in sağladığı gelir, Milli Hasılanın % 10’unu oluşturmaktadır, bu da önemli bir rakamdır. Fakat Paris de dahil olmak üzere İle-de-France bölgesinin sağladığı gelir, Milli Hasılanın % 30’unu oluşturmaktadır.

Paris büyük bir iş merkezidir. Fakat bölgenin diğer taraflarında iş oranı düzenli olarak artış gösterirken, Paris’teki iş oranı azalmaya devam etmektedir. Yirmi yıl önce Paris’te 1.810.000 iş oranı bulunurken, günümüzde bu rakam 200.000 kadar eksilerek 1.610.000’lere düşmüştür; bu arada, İle-de-France bölgesinde iş oranı 259.000 kadar bir artış göstermiştir, bu doğrultuda toplam 4.959.000 iş oranına ulaşılmıştır, bu miktarda başkentin payı epeyce gerilemiştir, çünkü yirmi yıl önce bölgesel iş oranının % 41’ine sahipken, 2000 yılında bu oran % 32’ye düşmüştür.

Ayrıca Paris’in bulunduğu bölgedeki sınırlı payının, bölgedeki diğer alanların lehine azalması nüfus sayısında da etkili olmuştur. Son yirmi yılda Paris nüfusu biraz azalma göstermiştir: 2.175.000 rakamına karşılık 2.126.000 sayısı, bu da 50.000 gibi düşük sayıda bir nüfus kaybının göstergesidir. Fakat aynı süre zarfında, İle-de-France bölgesinin nüfusu 880.000 kadar bir artış göstermiştir (Marsilya’daki nüfus sayısından daha fazla). Böylece toplam 10.951.000 göçmen sayısına ulaşmıştır.

Yani, Paris’in etkisi yer aldığı bölgede olduğu kadar Fransa’nın diğer bölgelerinde de önemli boyuttadır.

PARİS’İN DİĞER ŞEHİRLERLE REKABETİ – ÜSTÜNLÜKLERİ

Paris tek başına, 2.126.000 nüfus sayısıyla dünya çapında ortalama bir şehirdir. Paris İle-de-France bölgesiyle birlikte ele alındığında, bu sayı 10.951.000’e ulaşmaktadır, fakat Paris ve yer aldığı bölge bu rakamla dünyadaki en büyük şehirler arasında ancak dünya çapında 22.sırada yer alabilmektedir. Ayrıca biraz acımasız davranarak, yirmi yıl önce, büyük şehirlerin gerisinde kalmadan önce 11.sırada yer aldığı göz önünde bulundurulursa, Paris ve İle-de-France’un bu sıralamada epeyce gerilemiş olduğu gözlenebilir.

Tabii ki dünyadaki dinamizm sadece nüfus oranlarıyla bağlantılı değildir. Ekonomik alandaki istatistik veriler ve göstergeler, Paris ve İle-de-France bölgesini dünya çapında Tokyo, New-York-Philadelphia, Osaka Kobe-Kyato, Los Angeles şehirlerinden sonra fakat Londra’dan önce 5.sıraya yerleştirmektedir. Buna rağmen Paris, dünya çapında maddi alanda önemli bir yer tutan şehirlerin sıralamasında ilk sıralara yükselmeyi başaramamıştır.

Dünyadaki diğer şehirlere karşılık, Paris’in rekabetteki üstünlükleri hafife alınmaz.

Birinci sırada Fransa’nın başkentinin sahip olduğu şöhret yer almaktadır. Zengin bir tarihe sahiptir, Fransa’nın edebiyat ve sanat dallarındaki güzel konumundan yararlanmaktadır. İnsanoğlunun gerçekleştirdiği anıtlardan en ünlüsü olan Eyfel Kulesi gibi yapıları tüm dünyada tanınmaktadır. Paris şehir olarak, Baron Haussmann’ın çalışmalarından bu yana şehircilik alanında bir örnek teşkil etmektedir. Manzaraları, gezinti alanları, Montmartre, Bulvarlar, Rıhtımlar, Notre-Dame, Quartier Latin insana heyecan verir veya rüya alemine sürükler.

Büyük donanımların özellikle kültürel alanda gerçekleştirdiği yenilikler, Paris’in geçmişte kalan bir görüntü olmasına meydan vermemektedir. Büyük kütüphane, Savunma kemeri, büyük stat, Pompidou Merkezi, büyük Louvre tarihi Paris’in dönem dönem tozunu silkelemekte her seferinde ona yeni bir gençlik ve prestij kazandırmaktadır.

Paris’e ulaşım kolaylığı da önemli bir rol oynamaktadır. Paris’teki havaalanları, dünyadaki en büyük menzillerin en önemlileri ve ulaşımı en kolay olanları arasındadır. TGV şebekelerinin gelişimi, Paris’in kalbini oluşturmaktadır. Fransa ve Avrupa çapındaki ulaşım koşullarını önemli ölçüde düzene koymuştur. Karayolları ve otobanlar şebekesi yaygın bir ağ sunmaktadır. Şehrin içinde dahi, metroların RER ve otobüslerin kalitesi Paris’te ulaşımı rahat bir hale getirmekte böylece ziyaretçiler ve işadamları bu şehre kolayca adapte olabilmektedir.

Eğer yirmi yıldan bu yana Paris kongre organizasyonunda uluslar arası alanda birinci sırada yer alıyorsa ve dünya çapında başlıca turistik yerlerden biri olarak gösteriliyorsa bu durum kuşkusuz tesadüf eseri oluşmamıştır. Otellerin modernize edilişi eğitici bir örnektir. Paris şehrinde 1984 yılında 64.000 olan oda sayısı % 20’lik bir gelişme göstererek 2001 yılında 77.000’e ulaşmıştır; aynı zamanda lüks odaların % 40’lık oranı % 60’lara çıkmıştır. Paris dışındaki oda sayısı 15 yıl içinde üç misli artmıştır: 19.000 adet iken bugün 62.500 rakamına ulaşmıştır.

Ayrıca Paris önemli bir büro alanına sahiptir: 15 milyon m2, Manhattan’daki alanların yarısına denktir (33 milyon m2) yani yüzölçümü ve nüfusu neredeyse Paris’inkine eşittir. Paris’te faaliyet gösteren bürolara civardakiler de eklenecek olursa, toplam 32 milyon m2’yi bulur. Büyük Londra’nın sahip olduğu alanın toplamıyla mukayese edilecek bir rakama ulaşılır (30 milyon m2) ve Berlin’in (15,6 milyon m2) Brüksel’in (9,8 milyon m2) Frankfurt’un (9,4 milyon m2) ve Milano’nun (8 milyon m2) sahip olduğu rakamların çok üzerine çıkılır.

Vermiş olduğumuz örnekler Paris’in, bir yerleşim olayı olan başka bir üstünlüğünü gözler önüne sermektedir. Ekonomik gelişim için gerekli olan büyük donanımların yapıların, otellerin, kongre saraylarının, işlevsel büroların inşa edilmesi ve aynı zamanda iki milyon Parislinin kaliteli yaşam isteğini karşılamak bakımından banliyö, alan rezervuarı olarak işlev görmektedir. Yerleşim (İle-de-France bölgesininki kadar sınırlı bir kavramdır) 6,2 milyon nüfusu 760 km2’de bir araya getirmektedir, topraklarında bölgesel yüzölçümünün % 6’sı üzerinden bölge nüfusunun % 56’sı, yeni ve eski anıtlar barınmaktadır. (Saint-Denis Manastırı, Fransa Stadı, büyük Savunma kemeri, Saint-Gremain en Laye ve Versaille Şatoları), büroların yerleşimine elverişli alanlar (Savunma ve Neuilly’de Charles ve Gaulle Caddesinin orta kısmı, İssy-les-Moulineaux, Boulogne), fuar yerleri, faaliyet alanları ve havaalanları (Orly, Paris-Villepinte, Roissy Charles de Gaulle), büyük lojistik alanlar (Rungis, Garonor).

Yani, Paris ve İle-de-France, hacmi ve nüfus sayısı dünyadaki çok büyük şehirlere nazaran düşük olmasına rağmen, bu metropole bir tercih mekânı olma fırsatı veren ve herkesin gözüne son derece çekici ve performansı yüksek bir şehir olarak görünmesini sağlayan üstünlüklere sahiptir. Görkemli veya sade fakat daima son derece çekici olan, 2000 yıllık geçmişinin ona bahşetmiş olduğu süslerini büyük bir zarafetle taşımaktadır.


PARİS ŞEHRİNİN VİZYONU

Paris şehri, Fransa’nın ekonomik ve politik başkenti olmasına rağmen, ne ülkenin ne de İle-de-France bölgesinin geri kalan kısımlarından ayrıcalıklı değildir. Paris’teki işsizlik oranı yüksektir, lojmanlar şehrin her yerinde kaliteli değildir, hayat pahalılığı ve önemli boyutta hava kirliliği mevcuttur ve trafik yoğunluğu eskisinden daha fazla rahatsızlık vermektedir.

Paris’in atağa geçmesi konusunda gerçekleştirilen bazı yöntemler, başkent sakinlerinin tümü tarafından onaylanmamaktadır. Yabancı devlet başkanlarının varlığından dolayı trafikte oluşan sorunlardan yakınmaktadırlar ve Paris’in zenginlik kaynaklarından biri olan turizm çoğunlukla sıkıntı ve rahatsızlık verici bir durum olarak kabul edilmektedir. Parisliler Paris’teki büroların varlığından şikayetçidirler oysa bu bürolar iş olanakları sağlamaktadır ve Paris şehrine finans alanında önemli reçeteler sunmaktadır.

İnsanların istekleri bazen tutarsız olabilmektedir. Parisliler aynı anda hem daha geniş, daha modern ve daha çok daire isterken hem de daha fazla yeşillik ve daha alçak binalar istemektedirler. Sınırlarını daha fazla zorlayamayacak olan bir şehirde bu talepler kendi aralarında tam bir tutarsızlık taşımaktadır. Lojman konusunda aktif bir politika güden bugünkü Paris Belediyesi lojman kuleleri inşa etmeyi hedeflemektedir. Tüm isteklerinin aynı anda gerçekleşmeyeceğini bir türlü kabullenmeyen bir kısım Parislinin eleştirilerini ortadan kaldırmaya başlamıştır.

Paris şehrinin Parislilerin tüm isteklerini, şehrin sakinleri için gerekli olan refah anlayışıyla sürekli bağdaştırması gerekmektedir, bu durum belediye yetkililerini başarıya ulaşma ve şehir görünümü kazandırma kaygısı güderek, Paris’i tüm canlılığını yitirmiş bir müze şehrine dönüştürmeden, şehrin ekonomik potansiyelini, eğlence sektörünü, ulaşım yoğunluğunu ve kültürel donanımlarını güçlendirmeye itmektedir.

Üstelik Paris’te sadece zenginler yaşamamaktadır. Başkentte her kesimden insan topluluğu yer almaktadır. Varolan meskenlerin % 30’unu sosyal lojmanlar oluşturmaktadır. Sayısı 200’ü bulan farklı uyruklardan kadın ve erkekler iç içe yaşamaktadırlar. Paris dünyanın her yerinden koşup gelen insanlara kucak açmıştır, bu şehirde hayat bazen zordur fakat insan burada onuruyla yaşamayı öğrenir. Paris’teki işsizlik oranı, ülke seviyesinin ve İle-de-France bölgesinin ortalamasının çok üstündedir. İş imkânı sağlamak ve Parislilerin, herkesin arzu ettiği gibi yok olmak yerine iyice belirginleşen eşitsizlikten dolayı bölünmelerine engel olmak, Paris şehrinin sürekli karşılaştığı sorunlardan bir tanesidir.

Uluslar arası platformda Paris, tüm prestijiyle parlamaktadır. Fakat sürekli gelişen dünyamızda hiçbir şey sonsuza dek edinilmiş sayılmaz, işte bu nedenle şehir yeni yaratıcılıklara, araştırmaların, kültürün ve yeniliklerin yeniden yapılandırılmasına yönelmektedir.

Paris dinamik, yaratıcı, durulmuş şehir, sonuç olarak günümüz ışık-şehrinin vizyonu budur.


Michel Carmona

PARİS VİZYONU

Paris’in bugünü ve yarınıyla Paris’in vizyonlarıyla ve ışık-şehrinin gelecekle ilgili projeleriyle yakından ilgilenenler, APUR’un (Paris Şehircilik Atölyesi) eylül 2003 tarihli, 34-35 sayılı Paris-Projet adlı dergisini ilgiyle okuyabilirler. Başlık: “Paris 2020. Sürekli bir gelişim ve düzenleme planı için unsurlar.”


PARİS KENT VİZYONU

1) Paris’in ülke ve bölge ekonomisine etkisi:

Paris Fransa’nın sadece siyasi merkezi değildir. Aynı zamanda bu ülkenin en büyük sanayi şehri, uluslar arası moda ve kültür merkezidir. Üniversiteleri, milli kütüphanesi, Fransız akademisi bu başşehri aynı zamanda önemli bir ilmi merkez durumuna getirmiştir. Bu kültürel hizmetler çeşitli konularda kitap ve haritaların basım işlerini ve ticaretinin de artmasına zemin hazırlamıştır. Paris aynı zamanda büyük ve canlı bir kültür merkezidir. Sinemaları, tiyatroları ve müzeleri çok ilgi çekmektedir. Uzun zamandan beri bu şehre ülke içinden ve yabancı memleketlerden pek çok sanatçı akın etmektedir. Paris 987 yılında Fransa’nın başşehri olmuş ve bu tarihten itibaren bin yıla yakın zamandır başşehir olarak kalmış ve kuvvetini tarihten alan bir özellik arz etmiştir. Özellikle son 15 yıl da Fransız siyasi sisteminin yaptığı ve yapamadığı her şey Paris’ten cereyan etmiştir. Paris aynı zamanda Fransız ihtilalinin doğması, gelişmesi ve başarı kazanmasına sahne olmuştur.

Paris çok çeşitli fonksiyonlara sahip bir DÜNYA KENTİDİR. Sorbonne Üniversitesi Avrupa topraklarındaki en eski üniversitedir. Paris’e üniversite şehri demek pek doğru olmaz, daha çok birçok edebiyatçı ve sanatkârlar başka yerlerden Paris’e göç eder ve bu merkezler de daha iyi, daha rahat ve daha verimli çalışmaya elverişli bir hayat ortamı bulurlar. Bir zamanlar Roma’yı ziyaret etmek hemen hemen her sanatkârın meslek hayatı için gerekli idi. Özellikle 19. asrın sonlarına doğru, Avrupa’nın hemen bütün ressamları Moutparness’den geçmiş ve burası ressamlar üzerinde derin iz bırakmıştır. Paris’te yazarlar ve ressamlar için eserlerini hazırlayacak elverişli muhitler olması sadece çalışmalarını sürdürebilmesi bakımından gerekli değildir. Meselâ çeşitli kitaplar ve büyük tirajlı gazetelerin baskı işleri her yerde yapılmamaktadır.

Neşriyat sadece büyük şehirlerde bahis konusudur. Baskı işlerinin noksansız ve zamanında yapılması, basılan kitapların büyük bir okuyan kitlesi tarafından takip edilmesi ancak büyük merkezlerde mümkün olacaktır.

2) Kentler arasındaki yarışta öne geçmek için harekete geçirdiği dinamikler, vizyonlar:

Paris’te 1962 yılında bir yenileştirme programı başlatıldı. Marais gibi eski semtler özenle restore edildi. Bu çalışmalar Francois Mitterand’ın BÜYÜK PROJELER tasarısının bir parçasıydı. Muse Dorsay ve Grand Louvre gibi geçmişin anıt ve sanat koleksiyonlarının konusuna yönelik önemli çalışmalar da yapıldı. Tasarıya ayrıca Opera de La Bastille, Cite’de Science ve bir ulusal kütüphanenin de aralarında yer aldığı anıtsal yapıların inşaası da dahildi. La Defense’ın uzay çağı mimarisi ve onun sayesinde Paris şimdiden 21.yüzyıla hazırdır. Şimdiki Başbakan Jacque Chirac 1871’den beri seçimle başa gelen tek belediye başkanı oldu (1977).

1958’de Degauelle başbakan oldu. 1962’de Andre Molraux, Kültür Bakanı oldu ve eski semt ve anıtların yenileştirilmesi programını başlattı. 1950’de Unesco kuruldu. 1968’de öğrenci ve işçi hareketi oldu. Mayıs 1968’de bir devrim yaşandı. Quartier Latine mahallesi işçi ve öğrenciler tarafından ele geçirildi. Bu hareket bütün dünyaya ve Türkiye’ye de sıçradı. Başkan da Gaulle fırtınaya atlattı, ancak saygınlığını büyük ölçüde zedeledi. Jean Paul Sartre, Simone de Beauvoir gibi filozof ve yazarlar yetişti. Chanel tasarımlarla her yıl düzenlenen önemli defilelerle moda dünyasının merkezi Paris’i yarattı.

3) Kent halkının mutluluğu için gelecek vizyonları

La Defence adı verilen modern bir şehir yaratıldı. Burası büyük bir iş merkezidir. Euro Disneyland, Marne La Vallee gibi kompleks ve yerleşim, eğlence merkezleri yapıldı. De Gaulle havalimanı kompleksi, ulusal tren sistemine bağlanıyor.

Paris, sanatçı, yazar ve sinemacılar için yeni bir çekim noktasıdır. Yılda 10 milyon turist gelmektedir. Şehir içindeki ulaşımda hedef en uzak noktaya, merkezden en fazla 20-30 dakikada ulaşılabilmektedir.

yukarı

Hausmann hakkında basında çıkan yazılar
 
 
muraterginoz.com 2004 © | Tüm hakları saklıdır.
NRG Bilişim
 
 
</body> </html>